Sinemanın kült kategorisine yükselmiş filmlerine içerik oluşturur,bunun yanısıra figür koleksiyonu, çizgi roman, movie memorabilia gibi alanlarda da içerik yayınlar.
 

  and the OSCAR goes to...
 




2016 Akademi Ödülleri
28 Şubat gecesi sahiplerini bulacak. Bu sene George Miller'in yönettiği "Mad Max: Fury Road" en iyi film ve yönetmen dahil olmak üzere 10 dalda aday. George Miller'ın inanılmaz bir iş çıkardığı filmde, Tom Hardy ve Charlize Theron başrollerde. Aksiyonun hızının hiç kesilmediği film, Miller'ın ilk 3 Mad Max filminden sonra çektiği serinin 4. filmi. Ama benim anlamadığım bu kadar başarılı bir yönetmenin 40 yılda Mad Max'ler dışında, sadece 2 tane animasyon ( Happy Feet ) ve Nick Nolte ve Susan Sarandon'lu 2 Oscar adayı, 1992 yapımı Lorenzo's Oil olmak üzere 3 film daha çekmiş olması...

Mad Max'in işi zor, zira bu sene karşısında çok çok sağlam filmler aday. Bunlardan biri bol Oscar'lı yönetmen Steven Spielberg'in yönettiği, senaryosunu Joel ve Ethan Coen'in yazdığı, gerçek yaşam öyküsünün anlatıldığı, soğuk savaş yıllarında geçen Tom Hanks'li "Bridge of Spies". Bir diğeri gene bol Oscar'lı başka bir yönetmen olan Ridley Scott'un, başrolünde en iyi erkek oyuncu Oscar adayı Matt Damon'un bulunduğu bilim-kurgu filmi "The Martian".

Ama bana göre en büyük aday, en iyi yönetmen, film, sinematografi, erkek ve yardımcı erkek oyuncu olmak üzere 12 dalda aday "The Revenant". Geçen sene "TheBirdman" ile en iyi yönetmen ve film Oscar'larını alan Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu'un son başyapıtı, gerçek olaylardan esinlenilmiş, "The Revenant" dram, aksiyon ve dönem filmi ögelerini çok iyi harmanlamış, "The Thin Red Line" tadında, epik bir western filmi.

Amerika'nın kuruluş yıllarında koloniler zamanında, karlı dağlarda en iyi erkek oyuncu adayı
Leonardo Di Caprio ile en iyi yardımcı erkek oyuncu adayı Tom Hardy'nin hayatta kalma savaşlarını anlatan filmin açılış sahnesindeki Kızılderili'ler ile olan savaş sahnesi, Michael Mann'in efsane "The Last of The Mohicans" ın savaş sahnesini bile gölgede bırakacak derecede başarılı çekilmiş. Leonardo Di Caprio'nun, devasal dağ ayısı ile olan kavgası, Alien - Predator'vari bir yaratık insan çekişmesi içinde korku filmi tadında, vahşilik ve ürkünçlüğün son noktasında geçiyor. Bununla birlikte en iyi erkek oyuncu adaylığı 4 olacak olan Caprio, bu seneki ödülün sürprizsiz sahibi olacak, iddialı bir şekilde söyleyebilirim.

Alejandro Gonzalez Inarritu'dan biraz daha bahsetmek gerekirse; filmleri arasında, geçen seneki "Birdman" dışında, daha önce Sean Penn ve Naomi Watts'lı 2 Oscar adayı "21 Grams", Brad Pitt ve Cate Blanchett'li 6 Oscar adayı "Babel" ve gene 2 Oscar adayı Javier Badem'in inanılmaz performansı en iyi erkek oyuncu Oscar ödülü adayı olduğu ile "Biutiful"u sayabiliriz. 

En iyi yardımcı erkek oyuncu için bu sene Golden Globe'u da alan "Creed" deki rolü ile Sylvester Stallone gönlümden geçse de, Tom Hardy bu yıl kesinlikle kazanmalı diye düşünüyorum.

En iyi kadın oyuncu ödülünün sahibi ise etkileyici drama "Room" daki performansı ile Brie Larson, en iyi yardımcı kadın "The Hateful Eight" ile Jennifer Jason Leigh veya "Steve Jobs" ile Kate Winslet olur.

En iyi görsel efekt, karşısında rakip olarak "Star Wars" olsa da "Mad Max:The Fury Road", en iyi sinematografi Tarantino'nun "The Hateful Eight"ine karşı gene de "The Revenant", en iyi senaryoyu da Coen Kardeşlerin "Bridge of Spies" ı alır diye ümit ediyorum.
 

 


 OCAK - JANUARY 2016 - THE HATEFUL EIGHT - QUENTIN TARANTINO
 

  • Kill Bill serisini tek film sayarsak Tarantino'nun yönetmen olarak 8. filmi olan "The Hateful 8" ilk filmi olan ( 1987 yılında çektiği 69 dakikalık "trailer trash" My Best Friend's Birthday' i saymıyorum - kendisi de saymıyor ;) ) Reservoir Dogs'dan tam 23 sene sonra ( ki bu da blockbuster bir yönetmen için 3 senede 1 film ortalaması demektir ki bunu da ayrıca irdelemek gerek ) gene aynı anlatım ve benzer bir senaryo ile çekilmiş, uzun diyaloglara sahip, zekice kurgulanmış, karakterlerin Rezervuar Köpekleri'ndeki kadar olmasa da gene de tam anlamı ile oturduğu, western ögelerini çok çok iyi anlatan bir eseri olmuş.

    Mamafih genel olarak baktığımızda diğer 7 filmle kıyasladığımda yeni bir şey koymayıp tekrar filmi olduğundan sıralamamda bence ismi gibi 8. Sırada yer alıyor.

    Samuel L. Jackson'ın leş gülüşü ve ruh hastası konuşması, Tim Roth'un Christoph Waltz ayarlarındaki tavırları, Michael Madsen'ın gülen gözlerinin kötü kötü bakması, kan revan olayının abartılması, çok sevdiğimiz "Chapter" ların tekrarları, epik Rezervuar Köpekleri'ni geçememiş. Yalnız Kurt Russell'ın performansının artısını eklemeden geçemeyeceğim, kesinlikle "Death Proof" daki cool karakter Stuntman Mike'ın üzerinde bir performans ve yaşlı kurt kowboy karakterine çok uyan fiziği ile Russell modern zamanın western ikonu olmaya adaydır.

    Nuri Bilge Ceylan sineması tadındaki 65 mm. Panavision ile çekilmiş geniş açılı görsel şölen özellikle dış kar çekimlerinde büyük keyif veriyor. Amerikan İç Savaş'ından sonraki yakın zamanda geçen filmdeni posta arabası, karakterlerin kostümleri, konaklama mekanının set dekor tasarımı gene filmin artılarından.

    Ne yazık ki her filminden rüya gibi bir soundtrack çıkaran Tarantino sineması bu kez çuvallamış, filmin iç karartıcı geren müziği ve aslında pek de müzik kullanacak yer de olmamasından tekdüze kalıyor. En hoşuma giden yanı Abraham Lincoln'un efemera tadındaki mektubu, Kill Bill'deki Uma Thurman'ın dublörü Zoe Bell'in canlandırdığı "Six-Horse Judy" karakterinin sevimliliği ve posta arabasında geçen diyaloglar esnasında dışarıdan gelen sürücünün atları sürmek için çıkardığı garip sesler oldu.

  • Son olarak yukarıda solda bulunan, Fransa için yapılmış posterin yazılarından bahsedip konuyu kapıyorum.. Robin Hood için "Robin des Bois", Roger Rabbit için "Lapin Roger", The Hateful Eight için de "Les Huits Salopards" çevirmeleri, bizim Talented Mr. Ripley için yaptığımız "Hünerli Bay Ripley" veya Tango & Cash'de adamı tam alnından vuran Sylvester Stallone un - Bingo - diye ağzından çıkan lafı, altyazıda - Tombala - diye çevirmeye benzetip kendi kendime kıs kıs gülüyorum...

    Benim Tarantino sıralamam ise:
    Pulp Fiction > Kill Bill > Jackie Brown > Death Proof  > Inglorious Basterds > Resevoir Dogs > Django > The H8teful Eight

 
 HAPPY NEW YEAR .... YENi YILINIZ KUTLU OLSUN...
 





 

 
 2015'in son günleri...  ..:: KATEGORİLERE GÖRE İZLENMESİ GEREKEN EN İYİ FİLMLER ::..
 

Tamamen kendi kişisel yorum ve gözlemlerime dayanarak izlediğim en iyi filmleri kategorilere ( genre ) ayırarak sıraladım.
LOTR, SW, POTC , Indiana Jones, Back To The Future  gibi serileri sıralama dışı tuttum.
Genellikle 10 ile sınırlı kalmaya çalışsam da bazı kategorilerde 30'un üstüne çıkmak zorunda kaldım, bazen de 5'i geçemedim.
Bu listeyi zaman geçtikçe ve seyrettikçe update edebilirim. Buraya ya da aşağıdaki özel yaptığım postere klikleyerek listeye ulaşabilirsiniz...




 

  DECEMBER - ARALIK 2015 ..:: PREDATOR vs TERMINATOR ::..
 


Predator Haziran 1987'de bir "summer blockbuster" olarak Birleşik Devletler'de gösterime girdi. Film o yaz vizyonda olan Untouchables, Full Metal Jacket ve The Last Boys gibi filmlerle yarışıyordu. Tabiiki o zamanlar filmler ülkemize daha sonra geldiğimden ben ilk kez 18 yaşımda Kadıköy Süreyya Sineması'nın koltuklarında, hafta içi okulu kırıp Joseph tayfası ile birlikte izlemiştim. O zamanlarda daha çok Arnold Schwarzenneger ile Carl Weathers'ın biceps ve triceps kaslarının görselliği ile ilgilendiğimizden ( ki karşılaşma sahneleri efsanedir, gün batımında helikoptere binerken ağızda purolarla el el sıkışırlar ) sinematik detaylara vakıf olamamıştık. 90'ların sonlarında DVD ile birlikte ev sinemasının canlanmasıyla tekrar izlerken John Carpenter'ın "The Thing" veya James Cameron'un "Aliens" indeki gibi insan ve yaratık aradındaki o mücadelenin izleyici üzerindeki etkisini farkettim.

Cinemaquette firmasının 2008 yılında çıkarttığı bu 1/3 ölçeğindeki ( yaklaşık 90 cm. Boyunda ) heykeli ise 4 yıl önce koleksiyonuma kattığım için kendimi çok şanslı görüyorum. Çıktığı sene sold out olan, sinema figür koleksiyonunun en değerli ve en nadir parçalarından olan bu Statue, Steve Wang tarafından filmdeki tüm detaylara sadık kalarak heykelleştirilmiş. Salon haywanat bahçesine döndüğünden son bir senedir 27 kiloluk ağırlığı ile devasa kutusuna kalkan Predator'u ilerleyen zamanlarda uygun bir yer açılınca tekrar görünceye dek bu resimlerle idare ediyoruz. Yakın zamanda yeni bir display ile Predator ve Terminator koleksiyonuu da birleştirmeyi düşünüyorum...


 


  NOVEMBER - KASIM 2015 ..:: JAMES BOND - SPECTRE ::..
 


Yoğun Spoiler içerir

Martin Scorsese'nin filmlerinde çok tercih ettiği "plan sekans"ı Sam Mendes Spectre'nin açılış sahnesinde hatasız ve inanılmaz başarılı bir şekilde kullanmış. Ama bu etkiyi ne yazık ki filmin geri kalan kısmında göremiyoruz. Hikaye, Daniel Craig'in çevirdiği diğer 3 filme konuyu bağlasa da ne yazık ki vasatın çok altında kalmış. Mekan seçimleri çok çok iyi ve aksiyon sahneleri teknik olarak gayet başarılı çekilmiş olmasına rağmen, mantık dışı abartılı senaryo ile oldschool Roger Moore'lu Bond filmlerindeki kadar saçma bir kurgu izliyoruz Spectre'de.

Stil, kostüm, araba, atmosfer çok havalı ve yerinde ( ki filmin en kurtaran yanlarından biri bu ) ama bu kısımda da eksik olarak Casino Royale ve Quantum of Solace'deki gözlük tasarımlarını bu kez tam olarak becerememiş olan Tom Ford'a değinmeden geçemeyeceğim. Roma'daki cenaze sahnesinde taktığı TF Snowdon gözlükler Craig'i iyice yaşlı göstermiş. Ama kahverengi casual takım ile çölün ortasındaki tren istasyonunda 1948 model Rolls Royce ile gelen şöförü beklerken kullanılan Tom Ford Henry Vintage Wayfarer güneş gözlüğü ile de tam olarak uyumluydu hakkını vermek gerek.

Avusturya'da göl kenarındaki evde Mr. White ile buluşurken giydiği spor mont, bere, pantolon kombinasyonu puslu dağ atmosferiyle de tam anlamıyla örtüşüyordu. Avusturya deyince, filmde senatoryum olarak kullanılan gerçek hayattaki fantastik manzara ve mimari yapıya sahip dağ oteli sanırım bu kış ilgi odağı olacak Avrupa sosyetesi tarafından.

Kısaca yan rollerden bahsetmek gerekirse; Guardians of The Galaxy ile yıldızı parlayan Dave Bautista, Goldfinger'daki Oddjob ve geçen sene aramızdan ayrılan Jaws'ı canlandıran Richard Kiel tadında tam bir villain olmuş.



Ama aynı başarıyı Blofeld olarak Christoph Waltz için söyleyemeyeceğim... Tüm filmlerdeki karakterleri benzer tarz olup tekrara başladığını düşünüyorum. Django'daki Dr. King Schulz veya Inglorious Bastards'daki Hans Landa'nın üzerinde bir oyunculuk söz konusu değil. 🎬 Judi Dench'in yerine gelen Ralph Fiennes de zayıf halkalardan karakter ve stil olarak. Ben Whishaw ise Q olarak Skyfall'daki başarısını devam ettiriyor.

Spectre, 48 yaşındaki Daniel Craig'in 4. ve son Bond filmi olacaktır sanırım. Vücut mükemmel olsa da surat bariz bir şekilde yaşlanmış, aynı artık 51 yaşına gelen Monica Bellucci gibi ( ama Bond ile beraber olduktan sonraki yataktaki pozu itibari ile sözümü geri alıp :)) ) filmde çok az yer alsa da, casting olarak İtalyan dul rolü için çok başarılı bir seçim olmuş diye filmin içine yerleştiriyorum kendisini.

Buradan esas Bond kızı Lea Seydoux'a geçersek, kesinlikle yakıştıramadım, bana göre çok kötü bir seçim olmuş fiziki görünüş itibari ile ( Hem Craig'in yanında çok küçük kalmış hem de tavır ve stil yoksunu olduğundan çekiciliğini ortaya koyamıyor. ) Onun yerine açılış sahnesindeki Estrella'yı daha çok izlemek isterdim açıkçası...

Roma sokaklarındaki Aston Martin DB10'li chase sequence Ronin'deki De Niro'lu araba sahnesine yaklaşmış. Tarih kokulu Avrupa sokaklarındaki kovalamaca sahneleri New York veya LA deki geniş cadde sahnelerinden çok daha fazla mest ediyor beni. Özellikle aksiyon sahnelerinde film müzikleri çok başarılı ama aynı şeyi Sam Smith'in Spectre theme i için söyleyemeyeceğim. Finaldeki 1964 model klasik Aston Martin DB5'a olan dönüş ile çok iyi bir kapanış sahnesi yakalamış Sam Mendes.

Sonuç olarak Skyfall'un başarısından sonra yıldız isimlerden oluşan castı ile beklentinin çok yüksek olduğu 148 dakikalık en uzun Bond filmi olan Spectre, serinin son 3 filminin çok altında. Benim sıralamam Casino Royale, Skyfall, Quantum of Solace ve 4. olarak Spectre olurdu . Ha gene de 5 kere daha seyrederim en az o ayrı, zira asgari 3 sene daha beklemek durumundayız 25. Bond filmi için...

 

 
   OCTOBER - EKİM 2015 ..:: SEYFETTİN EFENDİ VE OLAĞANÜSTÜ MACERALARI ::..
 




Edgar Allen Poe'dan bu yana süregelen dedektif hikayelerinden sayılabilecek olan Seyfettin Efendi, Sherlock Holmes'un izinden giderek pozitivist yaklaşımdan taviz vermeyen bir hafiye. İfşa-yi Sırr Teşkilatı'nın vak'alarını öyküleştiren Devrim Kunter, güçlü çizgisi ve etkileyici renklendirmesi ile sinema filmi kurgusu tadında bir sunumla Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki İstanbul'a gitmemizi sağlıyor... Steampunk unsurlarının da kullanıldığı, Frank Miller grafik çizgi romanı seviyesinden daha da üst bir kalitede Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları.

4. Kitap #TeslaSilahı bu sabah #DevrimKunter den ithaflı olarak ulaştı elime. 20 yy. başlarında Thomas Edison'un da yanında çalışan Sırp asıllı mucit #NikolaTesla nın icadı öykünün ana unsurlarından birini oluşturuyor. 28 Mayıs 1925'de İstanbul'un ara sokaklarında geçen bir kovalamaca ile başlayan hikaye sonlara doğru Kunter'in usta anlatımı ve çizgileriyle bizleri fantastik dünyanın derinlerine sürüklüyor. Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi Abalıoğlu'nun, Mustafa Kemal Paşa ile karşılaşması yakın tarihimizdeki gizli kalmış detayları anlatırken Cumhuriyetin ilk yıllarına gidiyor Seyfettin Efendi ve İfşa-yi Sırr Teşkilatı'nın maceralarına tanık oluyoruz.

 


  SEPTEMBER - EYLÜL 2015 ..:: SPECTRE ısınma turları :)) ::..
 




"The Man With The Golden Gun" 1974 yılında serinin 9. yedi kez Bond'u canlandıran Roger Moore'un ise ilk Bond deneyimi "Live And Let Die" dan sonraki 2. Filmi olarak vizyona girdi. Villain i sinema dünyasının en başarılı kötü adamlarından biri olan Christopher Lee ( Count Dracula, LOTR & Hobbit Saruman, Star Wars Count Dooku ) nin Francisco Scaramanga karakterinde canlandırdığı filmdeki ikonik "Golden Gun" sinema dünyasının en mühim ve bilinen kült objelerinden biridir.

Çakmak, kalem, sigaralık, altın kurşun ve kol düğmesinden oluşan ancak birleştirildiği zaman çok öldürücü bir silah olabilen, Scaramanga'nın Bond'u ortadan kaldırmak için kullandığı tabancanın filmde kullanılan "screen used" one of a kind versiyonu EON Productions'ın müzesinde muhafaza edilmektedir.

Koleksiyonumumun en önemli parçalarından, Factory Entertainement'ın 2010 yılında hazırladığı ve üzerinde Sir Roger Moore ve bu sene 93 yaşında aramızdan ayrılan Sir Christopher Lee'nin ıslak imzalarının bulunduğu 18 ayar altın kaplama replicanın dünya üretim limiti sadece 15 olan AP ( Artist Proof ) versiyonunun "2 " numaralı olanını ( 1 numara Roger Moore'dadır. Chstopher Lee 2 numara yerine kendi uğurlu sayısı olan 13'ü seçmiştir. ) 6 Kasım'da Dünya Premiere i yapılacak olan 4. Kez Daniel Craig'i Bond olarak izleyeceğimiz, American Beauty ile en iyi yönetmen Oscar'ını alan Sam Mendes'in Skyfall'dan sonraki 2. Bond denemesi olan Spectre'nin vizyona girmesine 2 haftadan az bir süre kala bu güneşli pazar gününde evden çıkmayıp Bond film müzikleri eşliğinde saatlerce bakarak izliyorum.
 


  JUNE - HAZİRAN 2015 ..:: FARGO  ::..
 




Bu sıcak haziran gününde en favori filmlerimden biri olan kış filmi Fargo'yu analım... 1996 yılının spring'inde, Melekler Şehri Westwood'da Fox sinemasında ilk kez izlediğimde büyülenmiştim Fargo'yu.. İlerleyen yıllarda defalarca seyrettim, zorla çoğu arkadaşlarıma seyrettirdim..

Coen Kardeşler, insanın kanını donduracak cinayetleri “Hayatta bunlar da var ve tüm bunlar çok gereksiz şeyler için oluyor” düsturu ile karşımıza koyup, lavuk ve salak karakterleri, hayatın içinden diyaloglarla hepsini de kabullenmemizi sağlayıp çok basit bir gerçeklik oyunuyla hepimizin de en az karakterler kadar lavunya olduğunu göstermiştir.

Marge'ın Gaegar ve Carl ile birlikte olan iki fahişeyi sorulama sekansında, fahişeler Carl’ı tarif ederken, “komik tipli” birisiydi derler, hepimiz Steve Buscemi’nin dış görünüşünde birisini görsek, “komik tipli” olarak tanımlarız… Filmde de o kadar çok tekrarlanır ki sanki bizim Carl (Steve Buscemi) hakkındaki görüşümüz her seferinde teyid edilir. “Nasıl bir adamdı?” sorusuna doğrudan biz, “Komik tipliydi” diye cevap verme ihtiyacı duyarız… Tekrarlanan replikler insanı asla sıkmaz aksine kendi repliğimizmiş gibi gelir.

Jerry Lundegaard: I told ya. We haven't had any vehicles go missing.
Marge Gunderson: Okay! But are ya sure? 'Cause I mean, how do you know? Do you do a count, or what kind of a routine do you have here?
Jerry Lundegaard: Ma'am, I answered your question! I answered the darned... I'm cooperatin' here!

Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 


  MAY - MAYIS 2015 ..:: THE PERSUADERS - KAYGISIZLAR  ::..
 




"The Persuaders" bizdeki adı ile "Kaygısızlar", 1971 yılında Tony Curtis ve Roger Moore'un başrollerini paylaştığı İngiliz yapımı televizyon dizisi idi.

New York'un varoşlarında kendini yetiştirip daha sonra US Navy'den kaçan ve petrol milyarderi olan Danny Wilde ( Tony Curtis ) ile Oxford'da eğitim görmüş, İngiliz ordusunda subay ve eski formula pilotu olan İngiliz asilzadesi Lord Brett Sinclair ( Roger Moore ) in, Fransız Rivierası, İtalya ve Londra'da geçen maceralarında casinolar, son model arabalar, güzel kadınlar, aksiyon yüklü kovalamacalar eşliğinde James Bond filmleri tadında olan dizi, 24 bölüm olarak 1 sezon boyunca çok izlenip sevilmesine rağmen, Roger Moore'un Bond rolü için Eon Productions'la anlaşmasından dolayı sona ermiştir.

Tema müziği ile de unutulmazlar arasına giren dizinin müziklerini aynı zamanda James Bond ve oscarlı "Dance With Wolves", "Midnight Cowboy" + "Out Of Africa"nın da müziklerini yaratan efsanevi composer John Barry'nin bu resimdeki plağını bu akşam bir kadeh Macallan malt scotch viski ile 70'lerin atmosferinde Tony Curtis'in kullandığı "Ferrari Dino 246 GT" ( chassis number 00810 ) ve Roger Moore'un pilotluğundaki sağdan direksiyonlu "Aston Martin DBS" ( chassis number DBS/5636/R ) ile Monte Carlo caddeleri, Cannes sokakları ve Chelsea'nın sisli Thame nehri kıyısındaki taş yollarında geziniyormuş gibi dinlemeyi planlıyorum.
 


  APRIL - NİSAN 2015 ..:: THE HEAT - MICHAEL MANN ::..
 




Los Angeles downtown'da geçen, tartışmasız en iyi silahlı soygun sahnesi ile Michael Mann'in Pacino ve De Niro'yu ilk kez karşı karşıya getirdiği Heat'in bundan tam 20 sene önce 1995 yılında vizyona girmiş olduğunu hatırlayıp zamanın su gibi aktığının bir kez daha farkına vardım moviemax'de tekrar rastlayınca... Last of The Mohicans, Public Enemy, The Insider, Ali, Collateral gibi başyapıtlarla karanlık aksiyon sinemasını, kendi sinematografisi ve renkleri ile bana sevdiren en iyi yönetmenlerimden biri olan Michael Mann ı "RobertDeNiro as Neil McCauley" repliği ile anarak 90'lı yılların Los Angeles'ına geri dönüyorum...

There is a flip side to that coin. What if you do got me boxed in and I gotta put you down? Cause no matter what, you will not get in my way. We've been face to face, yeah. But I will not hesitate. Not for a second.

 


  MARCH - MART 2015 ..:: EXPENDABLES III - STALLONE AUTOGRAPH - SCREEN USED TT CUSTOM CHOPPER - BLUE DEVIL ::..
 


80'lerde filmler birkaç sene gecikme ile vizyona girerdi yurdumda. 1983 kışının Şubat tatilinde anne, baba, kardeş ile Suadiye Atlantik sinemasında gitmiştik İlk Kan, FirstBlood a ... Rocky3 nedense bu filmden önce çekilmesine rağmen vizyonda değildi. Uzun saçları, Vietnam gazisi montu ile ilk kez orda tapınmıştım Sylvester abimize. Sinema çıkışı Bruce Lee filmlerinden çıktığımızda havada uçan tekme attıldığımız gibi etkilenmiş, okula giderken pederin 60'lardan kalma yeşil gocuğunu giyip, koluna Amerikan bayrağı diktirip John Rambo ayaklarında dolaşırdık 1.50 küsür velet boyumuzla Moda sokaklarında.

1 Mart 1986'da ülkemizde vizyona giren Rocky4 teki Ivan Drago'yu pataklamak için Moscow'da uçaktan indiği kostümü ise kasket, dar kot, kısa yaka kürklü derimont ile dolanırdık yaz sıcağında bile Bağdat caddesinde..

Expendables 3 için TT Motors Tarhan Telli'nin Tuğban İzzet Aksoy için özel tasarladığı Blue Devil Chopper'ı Stallone filmin çekimlerinde kullandı. Filmde motora Dolph Lundgren bindi. Stallone ve tüm cast da motorun selesini imzaladı. Bu şahane screen used custom chopper Türkiye'deki en önemli proplardan biridir. Bizim gibi Stallone fanları için inanılmaz bir parça.


 


  FEBRUARY - ŞUBAT 2015 ..:: TWIN PEAKS, DAVID LYNCH, 80's and more... ::..
 


1989 yılında Ahmet Özal ve Cem Uzan tarafından kurulan Türkiye'nin ilk özel kanalı "Magic Box Star 1" kaliteli programlarının yanı sıra, Amerika ile neredeyse eş zamanlı olarak dizi yayınlayarak o tarihlerde ne denli vizyon sahibi olunabileceğini ispatlamıştı. 1990 yılının sonbaharında Mimar Sinan Güzel Sanatlar'da henüz 1. sınıftayken, Bostancı'daki evimizdeki odamda Sony 37" ufak tüp televizyonum çizim masamın yanında durur, geceleri geç saatlere kadar rapidodan çini mürekkebi bulaşmış parmaklarımız ile proje çizerken, bir yandan da göz ucu ile Star izlerdim.

Hiç unutmam, bir pazartesi gecesi etkileyici jenerik müziği ile açılan David Lynch ve Mark Frost'un yarattığı TWiN PEAKS ( bizdeki adı ile İkiz Tepeler ) i görünce, soluksuz izleyip sabah ilk işim okula gitmek için Bostancı'dan Kabataş'a 8 deniz otobüsü ile geçerken, dün gece izleyenlerle kritik yapıp, izlemeyenlere de defalarca anlatmak olmuştu.

1990 yılında Amerikan ABC kanalında 2 sezon olarak yayınlanmaya başlanan ve Körfez Savaşı yüzünden 1 yıl sonra yayını durdurulan dizinin 32 bölümü hazırlanmış, ancak bunlardan 29'u gösterilmişti. Homecoming queen Laura Palmer'ın şüpheli ölümü sonrasında gelişen olayları konu alan dizide, başrolde FBI ajanı Dale Cooper karakterinde karşımıza çıkan Kyle MacLachlan, cinayetle ilgilenmek için kasabaya gönderilir.

Günümüzdeki Lost tarzı dizi konseptinin ( izlendikten sonra ertesi gün herkesin konuşup fikir ve çözüm ürettiği ) atası sayılan Twin Peaks; Billy Zane, Lara Flynn Boyle, Sherilyn Fenn ve daha sonra 9 sezon sürecek olan X-Files'da FBI ajanı Fox Mulder rolü ile David Duchovny' i gibi starların da çıkış işidir. Washington yakınlarındaki hayali Twin Peaks kasabasında banliyö Amerikan hayat tarzının da anlatıldığı dizi, birbirinden tuhaf olayları ve karakterleri ile kült kategorisine yükselmiş olmasını ise yönetmen David Lynch'e borçludur . 1992'de "Twin Peaks: Fire Walk with Me" sinema filmi ile Laura Palmer'ın cinayete kurban gitmeden önceki son haftasını anlatan yapımından sonra Lynch ( aslında sonradan çok film çıkaramasa da ), Lost Highway ve Mulholland Dr. ile 90'lı yıllara damgasını vurmuştur.

Bugün 69. yaşına basacak olan yönetmenin dgününü kutlar, henüz gençliğimizin başında iken bu tarz bir seri ile 90'lar jenerasyonuna değişik bir bakış açısı kazandırdığı için saygı ile anarım. #TwinPeaks #DavidLynch #MovieMemorabilia #TheFigureCollector #instamood #interior #livingroom #dvd #bluray #movie #kyleMcLachlan


 


  JANUARY - OCAK 2015 ..:: BROOKE SHIELDS and 80's... ::..
 


"Want to know what comes between me and my Calvins? Nothing". 

1981 yılında Calvin Klein Jeans reklamında bu cümle ile herkesin aklını başından alan Brooke Shields henüz 12 yaşında iken 1978 yılında beyaz perdede boy gösterdi ama esas çıkışını "The Blue Lagoon" ve 1981 yılındaki "Endless Love" ile yaptı. Lionel Richie'nin seslendirdiği şarkısı ile en iyi film müziği dalında Oscar adayı olan film eleştirmenlerden yüksek not almasa da bana göre en iyi aşk filmlerinden biridir. Tabii ki filmi Suadiye Atlantik Sineması'nda seyrettiğimde 80'lerin popüler kültür ikonlarından biri olan Brooke Shields e olan zaafımın ( o yaşlardaki tüm ergen çocuklarda olduğu gibi ) payı büyük olsa da, bugün bile hala en iyi slow parçalarda ilk 10'da olan Lionel Richie ve Diana Ross'un birlikte seslendirdiği Endless Love'un da hatırı vardır.

Bağdat Caddesi Şaşkınbakkal ışıklarda, şu anki Marks & Spencer'ın yerinde olan Atlantik Sineması, Anadolu Yakası'nın en afili salonların biri idi. Karşı köşedeki kırmızı karomsuvari bir malzemeyle kaplı cephesi ile sadece Türk filmleri oynatan Suadiye Sineması ile işimiz olmaz, sadece hemen yanındaki İdris'de karnımızı doyururduk. Cadde o zaman Atlantik'ten başlar, Erenköy Divan'ın orda biterdi. Şimdiki Starbucks'ın olduğu Kristal Büfe'de kemirilen LuxBurger ve üzerine genç kız rüyası diye tabir edilen Banana Split'in verdiği enerji ile caddede tur atılır, yorulmak nedir bilinmezdi.


1983 yılında biz caddede turlarken Brooke ani bir karar ile film ve modellik kariyerine ara verip Amerika'nın en önemli üniversitelerinden biri olan Princeton'da Fransız Edebiyatı okudu. Örnek Amerikan genç kızı olarak gösterilirken ( o zamanlar John Travolta ile flört ediyordu ) Cannes'da Ortadoğulu bir silah tüccarının oğlu ile ilişkisi olunca biraz gözden düştü.

1989 yılında Bağdat Caddesi artık Caddebostan' a kadar uzamış, Cafe Opera'nın demirleri üzerinde piyasa moduna geçilmiş iken bu kez Brooke, Harrod's ın sahibi Dodi Fayed ile Paris'te aşk yaşıyordu. 1996 senesinde 4 sezon sürecek olan sitcom "Suddenly Susan" ile tekrar popülaritesini arttırıp, bir sene sonra da tenis şampiyonu Andre Agassi ile ilk evliliğini yaptı.

1996 yılında Suddenly Susan'ın setinde imzaladığı fotoğrafı Autograph Koleksiyonumdaki yerini alıp duvara asılınca Brooke ile olan ilişkimi tekrar gözden geçirip, Lionel babanın kadife sesi ile geçmişe doğru süzülüyorum... My love, there's only you in my life.. The only thing that's right... #BrookeShields #AutographCollection #Signature #Autograph #EndlessLove #TheFigureCollector #frame #display #instadaily #beauty #MovieMemorabilia #movie


 


 

  DECEMBER - ARALIK 2014 ..:: ROCKY MOVIES REVIEW & ROCKY LIFESIZE BUST ::..
 


İlki 1976'da çekilen Rocky'nin senaryosu da, 1975 senesinde "Muhammad Ali-Chuck Wepner" arasında Clevland Ohio'da geçen maçın etkisinden kurtulamayan Sylvester Stallone tarafından kaleme alınmıştır. O zamana kadar küçük bütçeli filmlerde oynayan oynayan Sylvester Stallone, Rocky senaryosuyla birçok yapım evi ve prodüktöre başvurmuştur, içlerinden bazıları senaryoya ilgi duysada Stallone'un başrolde kendisinin oynaması şartına sıcak bakmamıştır. Sly, United Artists ile ilk görüştüğünde Rocky rolü için, Robert Redford, Ryan O'Neal, Burt Reynolds veya James Caan istenmiş ama Stallone kabul etmeyince gene anlaşmaya varılamamıştır. En sonunda bir yapımcı Stallone'u oynadığı "The Lord's of Flatbush" adlı filmdeki rol arkadaşı Perry King zannedip Rocky rolünü kendisine vermiştir, böylece kendisini büyük başarı ve şöhrete taşıyacak olan yolun kapısı küçük bir yanlışlıkla da olsa açılmıştır.

1977'de aday olduğu 10 daldan en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi kurgu dallarında 3 Oscar alan filmde, Philadelphia'lı Rocky Balboa'nın iş dışı zamanlarında yerel bir kulüpte boks yaparken keşfedilerek kısa zaman içinde dünya şampiyonluğuna kadar giden yolda başından geçenler anlatılır. Film aksiyonun yanında drama olarak da Rocky'nin Adrian'la olan aşkını ve antrenörü Mickey ile olan baba/oğul yakınlığındaki ilişkisini de çok başarılı bir şekilde seyirciye sunar. Filmin sonunda Balboa'nın ağır siklet dünya boks şampiyonu Apollo Creed'a karşı ancak 1 round dayanabilmesi beklenmesine rağmen, 15 round boyunca eşit derecede mücadele etmesi ve sonunda çalan gong ile arka plandaki Bill Conti'nin "Gonna Fly Now" müziği eşliğinde Apollo'nun Rocky'e sarılıp "Ain't gonna be no rematch" sözleri ile filmi izleyen herkesin gözünün yaşarmasına sebep olmuştur.

28 günde 1 milyon dolar bütçe ile çekilen ve box office'de toplam 225 milyon dolar gişe yapan film, Oscar töreninde Scorsese ve De Niro'lu "Taxi Driver" ı geçerek en iyi fim ödülünü almıştır.
Filmin başarısından sonra sırasıyla;

1979 Rocky II ;

Apollo ve Rocky tekrar karşılaşırlar. Son roundda yavaş çekimde beraber yere düşme sahneleri ve Rocky'nin ayağa kalkması ile maçın kazananı olması en etkileyici sahnelerden biridir.

1982 Rocky III ;

Mickey ölür, Apollo Rocky'i çalıştırır. Bu kez rakip A Takımı'ndan tanıdığımız "Mr.T" nin canlandırdığı Clubber Lang'dir.
Bu filme 80'li yılların da bir simgesi haline gelmiş olan Survivor grubunun "Eye of The Tiger" şarkısı damgasını vurur. Bu parça eşliğinde Apollo ile Venice Beach'de, deniz kenarında yaptıkları koşu antrenmanları, ikonik film sahneleri arasındadır.

1985 Rocky IV ;

Sovyet boksör Ivan Drago'yu iki metre boyunda, 118 kilogram ağırlığındaki Dolph Lundgren'in canlanlandırdığı bu filmde, Apollo Creed bir gösteri maçında ringde Drago tarafından öldürülür ve Rocky Balboa, Sovyetler Birliği'ne rövanş maçına gider. Rocky'i bu zorlu maça Sibirya'da hazırlayacak kişi ise bu kez Apolo'nun antrönörü Duke'dir.
Filmde gerçek hayatta Sylvester Stallone ile evli olan "Brigitte Nielsen" İvan Drago'nun karısı ve menajeri rolünde oynar. Müzikleri ile ön plana çıkan filmde Rocky'nin Lamborghini Jarba arabası ile "No Easy Easy Way Out" parçası eşliğinde eski hatıralara dalması, Survivor'ın "Burning Heart" parçası ile karlarla kaplı Rusya'da yaptığı antrenmanlar ve James Brown'ın seslendirdiği "Living in America" ile Apollo'nun dansı hafızalara kazınmıştır.

1990 Rocky V;

Ivan Drago ile geçirdiği ağır maçın ardından evine geri dönen Rocky Balboa, maçtan beyninde aldığı ağır darbeler sonucu ağır bir hasarla çıkmıştır ve karısı Adrian'ın isteği ilede ringlere dönme konusunda isteksizdir. Rusya dönüşü emekliliğini açıklacayacak olan Rocky, George Washington Duke'ün onu Union Cane ile ünvan maçına çağırması ile karasız kalır ve üstüne üstelik birde kayınbiraderi Paule'nin yaptığı bir hata ile tüm servetini kaybedince eskiden yaşadığı Philadelphia'ya geri döner. Elinde sadece eski antrönörü Mick'den kalma bir spor salonu vardır.

Rocky, başka boksörleri çalıştırmaya başlar. Bu arada karşısına kendisine hayran olan amatör boksör Tommy Gunn çıkar. Tommy çok hırslıdır ve Rocky'den kendisini çalıştırmasını ister. Rocky Tommy'i kırmaz ve onu çalıştırmaya başlar fakat bu arada oğluyla yeterince ilgilenemez ve ailesini bile ikinci plana atar, tüm gayretiyle Tommy'nin başarısı için çalışır. Ama Tommy kazandığı birçok maçdan sonra Rocky'e büyük nankörlük yapacaktır.
Gerçek hayatta da profesyonel ağır siklet boksör olan 21 yaşındaki Tommy Morrison'un canlandırdığı Tommy Gunn karakteri ile Rocky by kez antrenörlüğe soyunur.

Rap müzik grubu Snap'in olağanüstü müzikleri ile her bir sahnesi videoklip tadındaki bu film gişede beklenen hasılatı yapmasa da bana göre Snap'in "Keep it Up" ve "Go For It" parçaları ile en iyi Rocky sahnelerine sahiptir.

Bu filmin gerçek hayattaki trajik yanları ise; Tommy Morisson'un 1996'da boks maçları esnasında kandan HIV virüsü kapıp Aids olması ve hayata veda etmesi ile aynı zamanda gerçek hayatta da Stallone'un oğlu olan ve Rocky V de de oğlunu canlandıran Sage Stallone'un 2012 yılında 36 yaşında kalp krizinden ölmesidir.

2006 Rocky VI;

Rocky Balboa ringlere veda edeli seneler olmuştur. Artık eski günlerin hayali ile yaşamaktadır. Eski günlerden hayali ise vefat etmiş olan eşi Adrian Balboa'dır. Düzenli olarak mezarına gitmekte ve onun yanında oturmaktadır. Hatta oturmak için mezarlıkta bir ağaca sıkıştırdığı bir sandalyesi bile vardır. Artık hayat ona anlamsız ve gereksiz gözükmektedir. Eski dostu Paulie (Burt Young) "bırak bu işleri Rocky, bu günü yaşa" dese de Rocky bildiğini okur. Zaten Paulie'de öyle söylemesine karşın alkol müptelası olmuş ve o da belli etmese de o günlerde kalmış bir adamdır. Eski boksör yeni lokanta sahibi Rocky'nin oğlu ile de sıkıntılı bir yaşamı vardır. Onun gölgesinde ve isminin altında ezilen genç Rocky (Milo Ventimiglia) sürekli Rocky'den uzak durmaya çalışmaktadır.

Böyle karmaşık bir psikoljik yapı içindeki Rocky Marie (Geraldine Hughes) ile tanışır ve hayata yeniden dönme ihtiyacı hisseder. Bölge kuruluna yeniden boks lisansı için başvurur. Bu arada televizyonlar da o an ki ağır siklet şampiyonu (Mason The Line Dixon) (Antonio Tarver) Rocky ile dövüşse ne olurdu tarzı bilgisayar oyunu destekli görüntüleri yayınlanmaktadır. Bu esnada lokantasına gelen yeni şampiyonun menajerleri de Rocky'e bir gösteri maçı teklif ederler. Oğlu da kendisine desterk verir ve Rocky artık mutludur, oğlu ile barış sağlanmış, müstakbel bir sevgili bulunmuş ve eski özlemi boksa dönmüştür. Sıra maçtadır.

Las Vegas'da maç başlar. Rocky tabi ki 20 yaş civarı genç rakibine göre favori değildir. Ama heyecanlı ve Rocky açısından geçmişi hatırlamalarla dolu bir maç beklendiği gibi Rocky'nin yıkılıp kalması ile sonuçlanmaz. Nihayetinde olay juri puanlarına kalır ve Rocky halkın sevgilisi olmasına karşın juri gerçekleri değerlendirmeyi tercih eder.

Stallone 60 yaşındayken serinin 30. Yılında 6.sı çekilen Rocky en uzun ömürlü kült filmlerden olmuştur.





Rocky Lifesize bust incelemesi ve daha fazla resim için lütfen klikleyiniz...
 


    NOVEMBER - KASIM - 2014  ...MOVIE REVIEWS - FİLM YAZILARIM... ..:: MARTIN SCORSESE ::..
 





1995 yılının sonbaharında LA'de okurken, West Hollywood'daki Barnes & Noble'dan almıştım o yıl yayımlanan bu kitabı. Filmlerine hayran olduğum ustayı daha da yakından tanımamı sağlamıştı... Hala da sinema kitaplarım arasındaki yerini korumakta... Bugün 17 Kasım 2014 ustanın doğum günü, 73 yaşına basacak ilerleyen saatlerde...

Robert De Niro ile 1973 senesinde "Mean Streets" de başlayan yönetmen oyuncu ilişkileri, "Taxi Driver", "Raging Bull", "New York New York", "King of Comedy", "Goodfellas", "Cape Fear", ve "Casino"'ya kadar devam etti.. Taa ki Scorsese yeni projeleri için genç ve yetenekli Leonardo DiCaprio'yu tesbit edinceye dek.. DiCaprio'nun oynadığı "The Departed" ile en iyi yönetmen Oscar'ını defalarca aday gösterildikten sonra alabildi.

Bu filmde Jack Nicholson'un oynadığı mafya babası rolü için gene De Niro'yu düşünmüştü ama, yönetmenliğini yaptığı "The Good Shepherd"ın setinden vakit bulamayan De Niro, rolü Nicholson'a bıraktı. Leo ile birlikte "Gangs of New York", "Aviator", "Shutter Island" ve "The Wolf of Wall Street"'i çekti. Animasyon filmlerinin en iyilerinden "Hugo" ve Paul Newman ile Tom Cruise'in oynadığı "The Color of the Money" ise diğer başyapıtlarındandı...Tüm zamanların en başarılı tv dizilerinden biri olan "BoardWalk Empire"ın ise ilk bölümü yönettikten sonra diziye Executive Producer olarak imza attı...

New York'un arka sokaklarında Little Italy'de serserilik yerine sanatı seçip NY Film okulunda yüksek lisans da yapmış, yaşayan en yetenekli yönetmen olarak da anılan usta, doğum günün kutlu olsun.  Umarım uzun yıllar daha İnsanlığı hayal dünyan ile buluşturursun...
 


  OCTOBER - EKİM 2014  ..:: AHYAAAK - ASLAN ŞÜKÜR'ÜN ÇİZGİLERİYLE KAHRAMANLAR VE KAPAKLAR ::..
 




80’li yılların başlarında, henüz televizyon tek kanal iken, Uzay 1999 isimli bir dizinin olduğu, cep telefonunun sadece Kaptan Kirk tarafından kullanıldığı, radyoda arkası yarınları dinlediğimiz, filmleri Amerika’dan en erken 2 sene sonra seyrettiğimiz zamanlarda, aslında okuduğumuz siyah beyaz çizgi romanlar gibi büyüleyici ama renksiz olan dünyamız, bu rengarenk, fantastik kapaklarla bambaşka bir boyut kazandı...

O dönemlerde çocukluğunu ya da gençliğini yaşayanların, farkında olmasalar da beyinlerine kodlanan ve bir dönemin simgesi olan bu kapak çizimlerini 30 yıla yakın bir süre boyunca Türkiye’nin en iyi ressam illüstratörlerinden biri olan Aslan Şükür çizdi.
İki yakın arkadaş ve koleksiyoner, Tuğban İzzet Aksoy ve Ömer Atakan yıllar sonra bu gizli kalmış kapakları su yüzüne çıkardılar. Yaklaşık 40 sene boyunca hiç bozulmadan, renginden, kalitesinden hiçbir şekilde kayıp vermeden günümüze kadar gelebilen, Amerika ve Avrupa’da çok yaygın olan ama ülkemizde ne yazık ki hak ettiği değeri bulamayan, “Original Published Comics Artwork” diye tabir edilen bu koleksiyon tarzını yıllarca sabırla toplayıp, bir kitap haline getirdiler.

Bu eserlerin büyük bir kısmı yaklaşık 40 sene boyunca yayın evlerinin depolarında heba olmuş, kaybolmuş, yırtılmış veya yanmış ve çok azı günümüze iyi bir kondisyonda ulaşabilmiştir. Atakan ve Aksoy bu orjinal çizimleri toplarken, çoğunu sanatçının kendisinde bulunan 2000’e yakın çizimin arasından en güzellerini seçerek, bir kısmını koleksiyonerlerden, bir kısımını da sahaf ve çizgi romancılardan temin ettiler.

Sanatçıya ve sanata daha fazla değer verilmesini destekliyor ve bu manada ülkemizde bir ilk olarak “artist portfolio” diye tabir edilen bu kitabı sizlerle paylaşırken, önümüzdeki yıllarda çok daha başarılı, kapsamlı ve kalıcı eserlerin hazırlanmasında öncü ve referans bir çalışma olarak da kabul edileceğine inanıyoruz.

Bu kitabın sayfalarını çevirirken Türkiye’de 80’li yılların büyüsüne tekrar kapılacak, hayal kahramanlarının gizemli dünyalarının çok detaylı bilgilerini öğrenecek, birbirinden güzel renkler ile çizilmiş Aslan Şükür üstadın kapak illüstrasyonlarına bakarken içinizdeki çocuğun yeniden uyandığını hissedeceksiniz.


Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 


  SEPTEMBER - EYLÜL 2014  ..:: SCARFACE LIFESIZE BUST - SIDESHOW COLLECTIBLES ::..
 




Senaryosunu Oliver Stone'un yazdığı, Brian De Palma'nın kült yapıtı "Scarface", bizdeki adı ile "Yaralı Yüz" 1983 yılında vizyona girdiğinden beri her sinema sever tarafından defalarca izlenmiş kült film kategorisine yükselmiş bir baş yapıttır. Kübalı Tony Montana'nın Miami'de yükselişini anlatan filmde Al Pacino en iyi rollerinden birini çıkarmıştır.

2006 senesinde SideShow Collectibles bu kült karakterin 60 limitli 1/1 ölçeğinde life-sized büstünü üretir. Sadece Amerika kıtasından satışa sunulan bu büst, SideShow'un Türkiye distribütörü Jedbang'in sahibi Ertan Ergil a.k.a Jedmau'ya hediye edilmiştir. 2009 yılında kendisini bin bir güçlükle ikna edip bu büstü koleksiyonuma kattım. Ertan güzel numara seçmişti. 10 numaralı versiyon koleksiyonumda sayesinde.

Büstün Amerika satışı hemen sold-out olunca 100 limitli, çizgili koyu takım elbiseli Avustralya versiyonu çıktı. Ben şahsen bu versiyonu görmedim ama "11 numaralı versiyonu bendeydi" bir zamanlar diye anlatmıştı sevgili Ertan.

Son olarak da 150 limitli mavi takım elbiseli Avrupa versiyonu piyasaya sunuldu. Bu büstlerden bir tanesi mart 2012'de Napoli'de bir mafya babasının evinde polis baskını sırasında ele geçirildi.

İlk 60 limitlideki boyama kalitesi bu diğer 2 büstün çok çok ötesinde olmasına rağmen diğerleri de, cam göz ve kirpik kullanımı gibi detaylar ile gerçekliğe çok yakın durmuşlardır.

2007 yılında SideShow Collectibles bu sfer büstün prototipini açık arttırmada satışa sundu. Yaklaşık 7.000 USD.- gibi bir fiyata alıcı bulan prototip'de siyah beyaz takım elbise ve olağanüstü bir boyama kullanılmıştı. Sadece 1 limitli olan prototip aynı zamanda SideShow un özel ıslak imzalı sertifikası ile birlikte satıldı. Sertifikada "one-of-a-kind" bir ürün olduğu ve de, ne SideShow'da, ne de başka bir yerde bulunmadığı, tek bir tane olduğu vb. gibi ibarelerin altını SS'un yaratıcı direkötörü Thomas Gilliland imzalamış. Bu versiyon da gene şu anda İstanbul'da bir koleksiyonerde bulunmaktadır.


Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...


 


  JULY - TEMMUZ 2014  ...:: PULP FICTION ::..
 




1994 yılının Ekim ayında vizyona giren Pulp Fiction'ın 20. yılında 2014'de bu efsanevi filmin anısına yazmadan olmazdı. 1995'in Temmuz'unda sıcak bir yaz gecesinde kiraladığımız VHS'den izlemiştim ilk kez Pulp Fiction'ı Los Angelas'daki öğrenci evimizde ve Tarantino hayranlığım o an başlamıştı...

“Rezervuar Köpekleri”yle (Reservoir Dogs, 1992) başladığı sinema serüvenine, senaryolarını kaleme aldığı “Çılgın Romantik” (True Romance, 1993) ve “Katil Doğanlar”la (Natural Born Killers, 1994) devam eden yazar-yönetmen Quentin Tarantino, 1994 yapımı 2. filmi “Ucuz Roman”la sinemanın genç dahisi olduğunu kanıtlıyor...

Bu sene 20. yılını kutlayan film, Peckinpah’ın elinden ‘şiddetin ozanı’ ünvanını hakkıyla alan Tarantino’nun üzerinde oya gibi çalıştığı, senaryosundan kurgusuna tüm detayların ince ince hesaplandığı bir başyapıt... “Pulp Fiction” adını, ‘30’lu, ‘40’lı yıllarda ucuz kağıda basılan, ucuza satılan, resimli polisiye romanlardan alıyor. Tür olarak ise, film noir'dan çizgi romana dek uzanan ilginç bir çizgiye sahip. “Pulp Fiction”, seyirciden ilgi ve dikkat bekleyen, ismi gibi ‘ucuz’ olmayan bir yapıt.

En başta öykü, alışılageldik Amerikan filmlerinin tarzında değil. “Rezervuar Köpekleri”nde sinyallerini aldığımız, farklı bir anlatım biçimi Tarantino’nunki... Üç ayrı başlık altında üç hikaye anlatıyor yönetmen... Ama her hikayenin kahramanları birbirleriyle ilintili, tıpkı olaylar gibi. Ve finalde tüm olup bitenler dönüp dolaşıp, başlangıç noktasına bağlanıyor; bir kafeteryaya... “Pulp Fiction”, bir kafede oturan, soygun yapmanın günümüzde ne denli kolay olduğunu birbirlerine anlatan bir çifti ( Tim Roth, Amanda Plummer )göstererek açılışı yapsa da bu çift, jenerikle birlikte, filmin sonuna dek bir daha gözükmemek üzere hikayeden çekiliyorlar.

Ve muhteşem oyunuyla Oscar’a aday olan John Travolta’nın canlandırdığı Vincent Vega’nın etrafında olup bitene dalıyoruz... Birinci öykü, emrinde çalışanların Tanrı gibi korktuğu yarma, zenci baba Marcellus ( Ving Rhames ) tarafından, karısı Mia’yla ( Uma Thurman ) “ilgilenmesi” için görevlendirilen Vincent üzerine kurulu.

Tarantino’ya özgü bir geçişle başlayan ikinci hikayede ise Bruce Willis, boksör eskisi Butch’ı canlandırıyor. Marcellus, Butch üzerine bir bahis oynamış, Butch maçı kaybetmesi gerektiği halde vaadini yerine getirmemiştir. Ve Marcellus’un karısına göz kulak olan Vincent’ın bir diğer görevi de Butch’ı yakalamaktır. Bu bölümde özellikle,Bruce Willis'in babası Capt. Koons olarak ona nasihat veren Christopher Walken'ın kameraya karşı yaptığı "speech" ikonik sahneler arasındadır.

Üçüncü ve son hikayede ise, Tarantino’nun canlandırdığı Jimmy’yle tanışıyoruz. Anlatılansa, Vincent Vega ile partneri Jules Winnfield ( Samuel L. Jackson ) , yanlışlıkla öldürdükleri çalışma arkadaşlarının ardındaki kanları, lekeleri yok etme çabaları... Jules'ın bir ahbabı olan Jimmy, onlara bu konuda yardımcı olur. Burada devreye "cleaner" olarak The Wolf karakteri ile Harvey Keitel girer. İki kafadar yeniden sokağa çıkıp, kafeye oturduklarında, film başladığı noktaya dönmüştür artık ve soygun yapmanın ne denli kolay olduğunu konuşan çift, bu düşüncelerini hayata geçirmişlerdir...

Olaylar ve insan ilişkilerinin iç içe geçtiği “Ucuz Roman”, başta En İyi Film, Yönetmen, Özgün Senaryo, Erkek Oyuncu, Yardımcı Erkek Oyuncu, Yardımcı Kadın Oyuncu, Kurgu dallarında Oscar’a aday gösterilmiş ve yalnızca Özgün Senaryo dalında bu ödülü almıştı... Aynı zamanda Cannes Film festivalinde en iyi film olarak Altın Palmiye "Palm D'Or", Altın Küre ve Bafta'da ise en iyi senaryo ve yard. erkek oyuncu ( Samuel L. Jackson ) ödüllerini de almıştır.

Grease'den sonra yaklaşık 20 sene boyunca düşüşe geçen John Travolta'nın küllerinden doğmasını sağlayıp en çok kazanan aktörler listesine girmesini sağlayan Tarantino, aynı zamanda Rezervuar Köpekleri'nden sonra yakşalık 8 milyon dolarlık bir bütçe ile çekilen Pulp Fictiom ile rüştünü ispatlayı, yaşayan en yetenekli yönetmenler arasına girmeyi başarmıştır.

Film aynı zamanda rüya gibi bir soundtrack çıkartmış, çoğu eski parçalar olmasına rağmen yeniden gündeme oturmuş ve Tarantino sineması gibi, Tarantino müzikleri şeklinde bir kavram da oluşmuştur.

Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 


  JUNE - HAZİRAN 2014  ...MOVIE REVIEWS - FİLM YAZILARIM... ..:: COEN BROTHERS ::..
 



Joel Coen (d. 29 Kasım 1954) ve Ethan Coen (d. 21 Eylül 1957).. Her iki kardeş de, Minnesota'nın banliyösü olan St. Louis Park'ta büyüdü.
Daha çocukken, Joel komşularının çimlerini biçerek kazandığı parayı biriktirerek bir "Vivitar Super-8" kamera satın aldı ve Ethan'la beraber, televizyonda izledikleri filmleri, komşu çocuklarını başrollerde oynatarak tekrar çekmeye başladılar.

Joel dört yıl boyunca New York Üniversitesi'nde film programına devam etti ve tez olarak "Soundings" adındaki 30 dakikalık kısa filmini çekti. Ethan ise, Princetown Üniversitesi'ne devam ederek 1979'da "Wittgenstein'ın geç dönem felsefesine iki bakış" teziyle felsefe lisansı aldı.
New York Üniversitesi'ni bitirdikten sonra Joel, müzik kliplerinde ve filmlerde yapımcı asistanı olarak çalıştı. Film editörlüğü konusunda uzmanlaştığı sırada Sam Raimi ile tanıştı ve Raimi'nin çektiği 1981 yapımı "The Evil Dead" filminde editör yardımcılığı yaptı.
Filmlerinin çoğunda Joel yönetmen, Ethan ise senarist olarak görünür. Kurgu ve sinematografininse Roderick Jaynes'e ait olduğu yazar. Aslında bu isim, Coen Kardeşlerin kullandığı bir takma addır. Kurgu ve sinematografiyi genelde beraber yaparlar.

1984'deki ilk filmleri "Blood Simple" dan sonra, dünya çapında duyulmalarını sağlayan filmleri 1996 yapımı Fargo ( ki benim en favori filmimdir tüm zamanlarda ) aday gösterildiği 7 daldan, en iyi özgün senaryo ve "Marge Gunderdon" rolü ile en iyi kadın oyuncu ( Frances McDormand gerçek hayatta aynı zamanda Joel'in karısıdır ve başka bir çok filmlerinde de başrol oynamıştır. ) dallarında Oscar'ı kazandı. Film Minnesota'nın karlı manzarası, olağanüstü etkileyici müziği, McDormand'ın yanısıra William H. Macy ve Steve Buscemi'nin de olağanüstü performansları ile kült filmler arasına yerleşmiştir. Kara mizah, komedi ve dramayı birlikte çok iyi bir şekilde harmanlayan filmin bu sene Billy Bob Thornton'un başrolünde oynadığı 10 bölümlük, imbd puanı 9.1 olan ve tüm zamanların en iyi dizileri arasında gösterilen televizyon dizisi de çekildi.



Fargo'dan 2 sene sonra bu kez seyirci tarafından en çok beğenilen, kült mertebesine ulaşmış bir film olan "Big Lebowski"yi çektiler. Bu filmde "The Dude" rolü ile Jeff Bridges kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiledi. 
Coen Kardeşler’e Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazandıran “The Man Who Wasn’t There” ise tam anlamıyla bir kara film örneğidir. Siyah beyaz çekilen filmde, 1950'li yılların tuhaf atmosferinde karısının patronuna şantaj yapan bir berberin ters giden planları sonucu kurban konumuna düşüşünü anlatılıyor. Bu filmde Billy Bob Thornton, Frances McDormand ve James Gandolfini gibi oyuncuları izlerken, 17 yaşındaki bir Scarlett Johansson’un yükselişine de tanık olabilirsiniz.

2007 yılında ( The Man Who Wasn’t There'den 6 sene sonra ) Coen Kardeşler bugüne kadar hem eleştirmenler hem de seyirci tarafından en çok beğenilen filmlerinden biri olan “No Country for Old Men” i yaptı ve bu film onlara en iyi yönetmen Oscar ödülünü kazandırdı. Film, 8 dalda aday gösterildi ve en iyi yönetmen dışında, en iyi film, özgün senaryo ve yardımcı erkek oyuncu Oscar'larını da aldı. Ters giden bir anlaşmanın ardından tarafların peşine düşen psikopat bir seri katilin avlanışını izlediğimiz filmde Javier Bardem’in oyunculuğu ve saç stili en çok dikkat çeken unsurlardı.
En iyi yönetmen Oscar'ının başarısından 1 sene sonra, birbirinden ünlü oyuncuları hiç görmediğiniz hallerde görmemizi sağlayan, oldukça absürd hikayesi ve karakterleriyle dikkat çeken "Burn After Reading" de, George Clooney, Frances McDormand, John Malkovich, Tilda Swinton ve Brad Pitt başrollerde oynadı.

Bana göre en önemli filmlerinden olan "A Serious Man" ise, Orta-Batı Amerika'da Musevi bir matematik öğretmeni Larry Gopnik’in gelenekler, aile hayatı ve hayatın zorluklarıyla mücadele etmeye çalıştığını anlatıyordu. Film geniş kitlelere ulaşamasa da oldukça kişisel bir film olarak dikkat çekiyor ve Coen Kardeşler sinemasının tüm özelliklerini yansıtıyor. Filmin başrolünde ise daha sonra "Boardwalk Empire" da ünlü gangster "Arnold Rothstein" rolünde izlediğimiz Michael Stuhlbarg var.

2010 yapımı bir Western olan Jeff Bridges ve Matt Damon'lu "True Grit" 10 dalda Oscar adayı oldu ama bana göre en zayıf Coen filmlerinden biri idi. 
2012 senesinde "Gambit" in senaryosunu yazan Coen'ler bu filmi yönetseler herhalde olağanüstü olurdu. Cameron Diaz ve Colin Firth'in başrollerini paylaştıkları film eleştirmenler tarafından tam not almasa da, bence en iyi kara mizah ve komedi filmlerinden biridir. 

Son olarak çektikleri "Inside Llewyn Davis” 1961 yılının New York'unda, Greenwich Village’da gitarıyla dolaşan ve hayatını yoluna sokmaya çalışan bir karakterin peşine takılarak bizi folk şarkıları ve Coen Kardeşler sinemasının karakteristik özellikleriyle buluşturuyor. Akademi tarafından yalnızca En İyi Görüntü Yönetimi ve En İyi Ses Miksajı kategorilerinde adaylığa layık görülen filmin hayranları ( ben başta olmak üzere ) bu nedenle ne yazık ki hayalkırıklığına uğradı. Akademi Ödülleri'nin yanında, Cannes Film Festivali'nde Jüri Büyük Ödül'ünü alıp, Oscar Isaac’in performansı, Coen Kardeşler’in senaryosu ile akıllarda kalan ve Coen sinemasının birçok ögesini barındıran bir film “Inside Llewyn Davis”.
2016'da vizyona girmesi planlanan komedileri "Hail! Caesar" da ise, Scarlett Johansson, Channing Tatum, George Clooney, Tilda Swinton, Frances McDormand ve Christopher Lambert gibi isimler var.
 


Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  MAY - MAYIS 2014  ..:: BRUCE LEE 1/3 SCALE STATUE - BLITZWAY ::..
 





Bruce Lee (Chinese: 李小龍 was born Lee Jun-fan, Chinese: 李振藩; 27 November 1940 – 20 July 1973) is widely considered as the father of mixed martial arts. He was a Hong Kong American martial artist, Hong Kong action film actor, martial arts instructor, filmmaker, and the founder of Jeet Kune Do. Lee was the son of Cantonese opera star Lee Hoi-Chuen. He is widely considered by commentators, critics, media and other martial artists to be one of the most influential martial artists of all time, and a pop culture icon of the 20th century.He is often credited with helping to change the way Asians were presented in American films.

Lee was born in Chinatown, San Francisco on 27 November 1940 to parents from Hong Kong and was raised in Kowloon with his family until his late teens. He was introduced to the film industry by his father and appeared in several films as a child actor. Lee moved to the United States at the age of 18 to receive his higher education, at the University of Washington, and it was during this time that he began teaching martial arts. His Hong Kong and Hollywood-produced films elevated the traditional Hong Kong martial arts film to a new level of popularity and acclaim, sparking a surge of interest in Chinese martial arts in the West in the 1970s. The direction and tone of his films changed and influenced martial arts and martial arts films in Hong Kong and the rest of the world.

Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...

 


  APRIL - NİSAN 2014  ...MOVIE REVIEWS - FİLM YAZILARIM... ..:: TRUE DETECTIVES ::..
 


1990ların başındaki David Lynch'in Twin Peaks'i ile, David Fincher'ın Seven'i tadında, inanılmaz stil, cool, etkileyici, HBO nun bu sene Ocak ayında başlayan başyapıtı... İlk sezon 8 bölüm... Matthew McConaughey ve Woody Harrelson'ın inanılmaz oyunculukları ile, blockbuster movie tadında dizi izlemek çok etkileyici olmuş. Jenerik tasarımı ve müziği Boardwalk Empire'ı bile gölgede bırakıyor...

1995 yılında başlayan hikaye mükemmel bir kurgu ile günümüze kadar geliyor ilk 7 bölüm boyunca. IMBd notu bile çok çok yüksek 9.4 ki, 6.5 notlu filmleri bile çok güzel diye arşivlerken bu denli yüksek bir ortalama filmi başyapıt yapıyor. Senaryo, kurgu, müzik var ama McConaughey Dallas Buyers Club'dan çok daha iyi performans sergilemiş bana göre... İç dünyaları sorunlarla dolu olan, aile ve özel hayatları örnek alınacak cinsten olmayan ama tüm bunlara rağmen kokuşmuşluk ve pislik kurumların en tepesine bile çıkmış olsa vicdanları doğrultusunda bildikleri en işi yapmaya devam eden gerçek yürekli polislerin hikayesi... Ne yazık ki gerçek hayatta bu tarz karakterleri göremiyoruz, özellikle çok muhtaç olduğumuz bu günlerde bile...

SuBomboşu yerli dizilerden, kurtseyitinden muhteşeminden, survivor ından turabisinden kurtulup Yüzeysellikten kopmak, farklı, gerçek ve tarzı olan bir şeyler izlemek istiyorsanız, 1990'ların Louisiana'sı bu iki son derece yakışıklı ve tarzı olan dedektif ile sizi bekliyor... DiziMax Vice da her perşembe 22:00 de... Kaçan bölümler için DigiPlus varsa Vod'da veya netten bulabilirsiniz...




Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 


  FEBRUARY - ŞUBAT 2014  ..:: LORD OF THE RINGS - THE LAST ALLIANCE ::..
 


 

  JANUARY - OCAK 2014  ..:: EXPENDABLES 2 BOWIE KNIFE REPLICA - GIL HIBBEN KNIVES ::..
 


2009'da Stallone Dünyanın en iyi bıçak ustalarından Gil Hibben'ı arayıp yeni blockbuster filmi Expendables için bıçak tasarımı yapmasını istediğinde, daha önce de Rambo için tasarladığı bıçaklardan dolayı Stallone ile çok eski dostluklarına dayanarak büyük bir iştahla her bir karaktere özel silahlar tasarladı Hibben. Filmde Dolph Lundgren'in kullandığı bu Bowie Knife ise diğer bıçaklara göre çok daha devasal boyu ile dikkat çekiyor.

United Cutlery ise gene inanılmaz bir işçilik çıkarmış. Sapı sentetik fildişi, tutma yeri ise 18 ayar altın kaplama olan bıçağın paslanmaz çelikten olan keskin kısmı tamamen bileylenmiş ucu sipsivri ve çok tehlikeli bir replica olarak göze çarpıyor. Kesinlikle camlı display de sergilenmeli ve açıkta bırakmak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Toyabu firmasının ülkemize çok sınırlı sayıda ithal ettiği bu replica ilerleyen yıllarda en kaliteli koleksiyon parçaları arasında şimdiden yerini garantilemiştir bana göre...




Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 


  HAPPY NEW YEAR 2014
 



 

 
  NOVEMBER - KASIM 2013  ..:: GOLDEN EYE PROP REPLICA - FACTORY ENTERTAINEMENT ::..
 

GoldenEye was a space based weapons system. A key plot device in the 1995’s “GoldenEye”, the system included an elaborate three part safeguard designed to protect the weapon from unauthorized use. The safeguards included two keys and a third device with a central lens and internal cd-rom that initiated the firing mechanism.



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 
 
  SUMMER - YAZ 2013  ..:: THE TERMINATOR ARCHIVES ::..
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 
 
  MAY - MAYIS 2013  ..:: MATRIX TRINITY ON  DUCATI STATUE - GENTLE GIANT ::..
 




Bazı parçalar figür koleksiyon dünyasında efsane olarak nitelendirilirler... Herkes tarafından mutlak suretle beğenilir ve kusursuz bulunurlar...
SideShow Dr. Doom Premium Format Figure veya SideShow T-800 Arnold Lifesize Bust veya Cinemaquette Predator Statue gibi... Gentle Giant firmasının 2005 yılında çıkardığı "Trinity on Ducati Statue" de bunlardan biridir. 1/6 scale olarak çıkan bu heykel 1500 gibi yüksek bir limite sahip olmasına rağmen çok kısa zamanda tükenmiş ve çıkış fiyatının10 katı kadar prim yapabilmiş nadir koleksiyon parçalarından biridir. Türkiye'de sadece 2 tane bulunan bu heykelin tekine nihayet 4,5 senelik bir beklemeden sonra sahip olabildim.

Pozlamasından boyamasına, yüz benzerliğinden motosikletteki en ufak detayına kadar 10 üzerinden 10 verilecek bir ürün karşımızda. Motordaki inanılmaz detay ve üst düzey işçilik çok net kendini belli ediyor. Hız kadranından zincire kadar Ducati 996'nın tüm detayları inanılmaz bir gerçeklikle işlenmiş. Trinity'nin Matrix Reloaded'daki Keymaker'ı kaçırma sahnesinin en güzel pozlarından biri seçilmiş. Deri kıyafetteki parlaklık, inanılmaz güzellikteki nice ass, surattaki gerçeküstü ifade ile Carrie-Anne Moss sanki canlanmış da motordan fırlayıp etrafı dağıtacak şekilde karşımızda duruyor.

Base'e sabit olmayan heykel rahatlıkla tek başına da sergilenebiliyor ama base'deki asfalt dokusu ve boyaması o kadar gerçekçi ki onsuz sergilemek pek de bir anlam ifade etmiyor.

İlerleyen zamanlarda çok daha değişik açılardan fotoğrafını koyacağımı zannettiğim bu muhteşem heykelin fotoğraflarını buyurun kendiniz keşfedin...

Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

 
  APRIL - NİSAN 2013  ..:: MATRIX RELOADED SCREEN USED MORPHEUS GUN * PROP STORE OF LONDON ::..
 




2. Matrix filmi olan "Reloaded"da Morpheus ( Laurence Fishburn )'un kullandığı silahın ta kendisini yaklaşık 4 senedir PropStore'un web sitesinden imrenerek izliyordum. Filmlerde güvenlik ve maliyet açısından silahlı sahnelerin çok büyük bir kısmında rubber dan silah kullanılıyor, veya kılıç vb. kullanırken tahtadan yapıp üzerine çok gerçekçi boyamalar yapılıyor. "Gladiator" veya "Last of The Mohicans" gibi filmlerdeki tüm silahlar ( yakın çekimler vb. hariç ) genelde bu tarz malzemeden yapılıp, ağırlığı da indirgeniyor. Ayrıca İngiltere'deki Silah Satış Kanunu yüzünden bunlar plastikten de olsa prop, replica, gun ibareleri geçtiğinden bir UK vatandaşına veya bir UK adresine satış yapılamıyor, veya Londra'da otelde kalıyorsanız bile oraya adresinize yollamıyorlar. Ancak ülkenize yollayabiliyorlar kargo ile ama o zaman da gümrükte çok problemler çıkıyor. PropStore'u ziyaretimiz sırasında elden alabildim  ama uçakta da getirmek ve güvenlikten geçirmek ayrı bir macera ona burada değinmiyorum artık. Havaalanına üzerinde gun ibareli çöp bile sokmak imkansız.

Silah, dediğim gibi yüksek kalitede lastikten yapılmış ama üzerindeki tüm detaylar, seri numarasına kadar işlenmiş ve bakıldığında tamamen metal gerçek silah hissi verecek kadar da gerçekçi. Alman Walther P99 silahın birebir 18x14 cm. boyutlarındaki replicası 42cm x 62cm. x 9cm. boyutlarındaki özel çerçevesiyle birlikte geliyor. Çerçeve PropStore 'un çerçeve atölyesinde laser-cut tekniği ile çok yüksek kalitede yapılmış. Kapak sistemi açılabiliyor ve rahatlıkla istendiğinde silah alınıp incelenebiliyor.

Bu screen used prop, Matrix filmlerinin silah koordinatörünün 24 Nisan 2004 tarihli ıslak imzasının da bulunduğu bir sertifika ile geliyor. Ayrıca bu silah tekrar serinin 3. filmi olan "Revolutions"da da tekrar Morpheus karakteri tarafından kullanılıyor. 2. olarak PropStore'un CEO'su Stephen Lane tarafından gene ıslak imzalı, soğuk damgalı ve Authorisead Dealer olarak PropStore Hallogramlı sertifikası da ürün ile veriliyor.

Bundan 10 sene önce 2003 yapımı dünyaca çok büyük hasılat yapan Kült Matrix filmde kullanılmış bu silah tamamıyla unique diye adlandırdığımız, bir ikincisinin olmadığı "one of a kind" bir koleksiyon parçası.

Bu arada
kırmızı mı yoksa mavi mi, lütfen seçiminizi yapmayı unutmayın...

Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

 
  MARCH - MART 2013
 




Londra'ya subway ve tren ile yaklaşık 2 saatlik mesafede bulunan dünyaca ünlü PropStore'un Londra Warehouse'una geldiğimizde gerçekten hayal ettiğimizden çok daha fazlasıyla karşılaştık... Chenies'de çok büyük bir arazide 15.yy'dan kalma bir şatonun olduğu Great House Farm çiftliğinde 10'un üzerinde hangardan oluşan ve içerisi deyim yerindeyse tam bir fantastik bir cennet olan Head Office bizi bizden aldı...

Tren istasyonundan özel araba ile karşılanıp çok az kişinin ziyaret edebildiği bu yer İngiltere'nin kır hayatının yaşandığı, etrafında çiftlik ve doğanın olduğu yemyeşil bir kasabada. Hava yaklaşık -4 derece olmasına rağmen ( ki Britanya soğuğundan bahsediyorum, İstanbul ile alakası yok sıcaklık değererinin... ) bizi karşılamaya gelen Tim altındaki bu dondurucu havada bile giydiği bermuda şortu ile tam bir İngiliz olduğunu da kanıtlamış oldu :)

Stephen ile Tim in sıcak ilgisi ile yaklaşık 2 saat süren, film stüdyolarında imişiz gibi yaptırdıkları turdan sonra çok özel parçaların gösterildiği ( buraya fotoğraflarının koyulması istenmeyen ) kısma ise anlatılacak gibi değil gerçekten...

İçerisinde kendi özel çerçeleveme atölyelerinin bulunduğu, her bir prop'un özel numarasının ve dosyalamasının olduğu, 50.000 in üzerinde parçanın bulunduğu bir yerden bahsediyorum. Şöyle diyeyim Gladiator ve Last of the Mohicans'dan karşılıklı iki ordu kurabilecek kadar silah, balta, ok, kılıç, kalkan hangarlarda kolilerin içinde duruyor. Tüm dünyadan exhibition lar ve fuarlar için bunları kiralamak için sıraya girmiş müşterileri var. Hazır kargoya çıkmak üzere bekleyen bir oda dolusu paketlenmiş prop, koleksiyonerlerine kavuşmak üzere dizilmiş bekliyor. İnanılmaz bir özen ve saygı ile en ucuzundan en pahalısına her bir prop, özel sertikalı, soğuk damgalı halogram etiketli, ıslak imzalı ve özel seri numaralı olarak kayıt altında tutuluyor.

Stephen Lane, firmanın kurucusu, sahibi ve CEO'su aynı zamanda sıkı bir SW koleksiyoneri ve herkes gibi 12" lerle başlayan sevdası onu buraya kadar getirmiş ve koleksiyon dünyasında bir numara olan bir marka yaratmış. Aynı zamanda Los Angelas'da da bir ofisi bulunan Prop Store sinema figür koleksiyonu ile ilgilenen, bu işe gönül vermiş tüm koleksiyonerlerin  mutlaka yaşaması greken bir deneyim...

Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

 
  DECEMBER - ARALIK 2012  HAPPY NEW YEAR 2013
 


 
 
  NOVEMBER - KASIM 2012
 




Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 


  OCTOBER - EKİM 2012  ..:: JAMES BOND SIGNATURE EDITION GOLDEN GUN REPLICA - FACTORY ENTERTAINEMENT GROUP ::..
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  SEPTEMBER - EYLÜL 2012   ..:: DARTH VADER STATUE - CINEMAQUETTE ::..

 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  JUNE - HAZİRAN 2012
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  MAY - MAYIS 2012
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  APRIL - NİSAN 2012
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  MARCH - MART 2012
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  FEBRUARY - ŞUBAT 2012  ..:: GODFATHER DON VITO CORLEONE STATUE - CINEMAQUETTE ::..
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  JANUARY - OCAK 2012
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  HAPPY NEW YEAR 2012  ..:: BATMOBILE REPLICA  - CINEMAQUETTE ::..
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  DECEMBER - ARALIK 2011
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  NOVEMBER - KASIM 2011
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 


  OCTOBER - EKİM 2011
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  SEPTEMBER - EYLÜL 2011  ..:: PREDATOR STATUE - CINEMAQUETTE ::..
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  AUGUST - AĞUSTOS 2011
 


  TEMMUZ - JULY 2011
 



Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

   HAZİRAN - JUNE 2011
 

 

Daha fazla bilgi ve detaylı resimler için lütfen klikleyiniz...PLease click here for more info and detailed pictures...
 

  MAYIS - MAY 2011
 


 

  NİSAN - APRIL 2011
 





 

  MART - MARCH 2011
 


 

  FEBRUARY - ŞUBAT 2011
 


 

  JANUARY - OCAK 2011
 

  HAPPY NEW YEAR 2011
 

  DECEMBER - ARALIK 2010
 


 

  NOVEMBER - KASIM 2010
 


 

  OCTOBER - EKİM 2010  ..:: BATTLE DAMAGED CINEMAQUETTE TERMINATR STATUE - ONE OF A KIND ::..
 


 

  SEPTEMBER - EYLÜL 2010
 


 

  AUGUST - AĞUSTOS 2010
 


 

  MAY - MAYIS 2010
 


  APRIL - NİSAN 2010
 


 

  MARCH - MART 2010
 

  FEBRUARY - ŞUBAT 2010
 

  JANUARY - OCAK 2010
 




become a fan and join us for facebook